İŞTE BENİM ÖYKÜM
2/7/2009
Uzun zaman oldu yazamadım. İlgilenemedim blogumla. Hayat akışı biraz sarstı sanırım beni. Eski iştahım kalmamıştı. Tatile çıktım süresiz. Ve gelişen olaylar karşısında bloga dönmem gerektiğini hissettim.
İçimdeki ateşe sönmüştü, söndürülmüştü. Tekrar alevlenir mi bilmiyordum bu yüzden sessizce ve nedensiz bıraktım sayfamı…
Ama hep öyle olacak değildim tabiî ki.
Ben geldim diyebilirim yeniden..
Geçen sene başı blogcu arkadaşım Ebru Akın’dan bir mail almıştım. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve TNT firmasının ortaklaşa sürdürdüğü bir kitap toplama kampanyası varmış. Bunu araştır dedi. Bende o sıralar kendi çapımda sitemde kitap topluyordum. Ebru’nun dediğini yaptım ve araştırdım. Gerekli yerlere ulaştım, karşılıklı yazışmalar oldu. Ve okulumu bu kampanyaya dahil ettim.
Yaklaşık 1 yıl kadar sonra okulumuza TNT kargo aracılığı ile 12 koli kitap geldi. Bu kitaplar sayesinde okulda bir kütüphane kurduk.
Öğrencilerimde gayet istekli durdular bu olaya.
TNT ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği kitap gönderdikleri okullar arasında “İşte Benim Öyküm” adlı bir yarışma düzenlediler.
Tam olarak kaç okula gönderdiklerini bilmiyorum ama sanırım 200 e yakın okuldu.
Bizde gönderilen afişleri okula astık ve öğrencilerimizi bu konuda aydınlattık. Bir çok öykü yazıldı ama tutarlı değildi bir çoğu. Kitap okuma alışkanlığı olmayan çocukların öykü yazmaları zordu tabiî ki. Eda Kul adında bir öğrencimize bu konuda güveniyordum. Eda benim Siirt ‘te ilk atandığım köyden bir öğrencimdi. Onun öğretmeniydim. Ve şimdi başka bir köydeyim ve taşımalı olarak bizim okula geliyor.Eda çok başarılı bir öğrencidir. Öğretmenler günü için okulda kompozisyon yarışması düzenlemiştik ve Eda’nın yazdığı kompozisyonu okuduğumda nutkum tutulmuştu. Öğretmen olduğum ve böyle bir öğrencinin öğretmeni olduğum için gurur duymuştum.
Eda “Yaman Kahramanlık Peşinde” adlı bir öykü yazdı. Okuduğumuzda gerçekten çok beğendik ve kesin dereceye girer diye düşünmüştük.
Okullar kapandı…Ama bi haber yoktu. Herhalde dereceye giremedi diye düşünürken, bir telefonla her şey değişti. Zeytinburnu ÇYDD başkanı Sema MURAT aradı ve Eda’nın 2. olduğunu 28 Haziran tarihinde İstanbul’a ödül törenine davet etti. Ulaşım ve konaklama giderlerini TNT firmasının karşılayacağını söyledi.
Hemen Eda’ya haber verdik. Çok ama çok sevindi. Siirt merkezi daha görmeyen , köyünden hiçbir yere gitmeyen Eda, uçakla İstanbul’a gidecekti. Bunun sevinci nasıl anlatılabilinir ki?
28 Haziranda Eda’yla Batman’dan havalandık ve İstanbul’da bizi yetkili kişiler karşıladılar. Hemen otelimize gittik. Otelde de medyaevi yetkilileri ve Sema Hanım karşıladılar bizleri ve o kadar sıcak davrandılar ki..

Sivas, Siverek,Kars,Batman(Gercüş) tendi diğer kazanan çocuklar. O gece öğrencilerin kaynaşma gecesi idi. İlk defa bir otelde kalacaktı Eda. Ona çok ilginç gelmişti. Ben de onun yanında onu gözlemliyordum.
Ertesi gün sabah ödül töreni için Ümraniye’deki TNT binasına gittik. bizi orada TNT Ekspres Türkiye Genel Müdürü Turgut Yıldız ve diğer TNT firma yetkilileri karşıladılar. İşin açıkçası bu kadar ilgi beklemiyordum.. Genel olarak hepsi doğudan geldiğinden içe kapanık ve görmedikleri bir ortam olduğundan çekingen davrandılar. Ama Turgut Yıldız, Sinan Türel, Erdener Hanım ve diğer çalışanlar onlarla birebir ilgilendiler.


Ödül töreni de çok hoş geçti. TNT Ekpres Türkiye Genel Müdürü Turgut Yıldız ve ÇYDD Genel Başkanı Prof.Dr.Aysel Çelikel konuşma yaptılar.Yapılan konuşmalar çok samimi ve gelecek vaad eden tarzdaydı.
Öğrencilerin hepsine birer plaket sunuldu, lise bitimine kadar burs ve 1. olan öğrencilerin okullarına 1 adet bilgisayar hediye edildi.

Asıl hediye ise bu çocukların başarılarının böyle takdir edilmesi ve bu çocuklar nerede yaşıyor olsalar da yaşadıkları yere göre değil başarılarına göre neler elde edebileceklerinin farkına vardırttıkları için minnet duydum bu projede görev alan kişilere.
Öğrencilere plaketler sunulurken , her öğrencinin de hissettiklerini kelimelerle aktarılması istendi. O an akıllarına gelen düşünceleri o kadar güzel yansıttılar ki. Tabi Eda gururumdu. O da çok hoş bir konuşma yaptı. O konuşurken içim sızladı.Gurur duydum onunla.


Daha sonra bende kısa(!!! Mikarfonu elimden bırakmak istemedim aslında:=))) bir konuşma yaptım. Güneydoğuda çalıştığım süre boyunca buradaki çocuklara faydalı olmaya çalıştım. Elimden ne gelebiliyorsa yaptım. Ve bu tarz başarılar bana haz verdi. Burada olduğum sürece onlar için elimden geleni yapacağım. Ben geleceğimizi düşünerek hareket ediyorum. Geleceğim ise elimdeki çocuklarım, öğrencilerim. Geleceğimin yatırımı onlar. TNT , ÇYDD gibi kuruluşların da desteği ile geleceğimize yön veriyoruz. Varolsunlar.
Bir güzellikten daha bahsetmek istiyorum ki, gerçekten küçük ama beni etkiledi.
Öğle yemeğini TNT’ de yedik. Menüde pilav, patates kızartması, et kavurma, dondurma, ve tatlı vardı. Yemeklere bakınca çok iyi bir şeçim dedim. çünkü geçen sene “Gönül köprüsü” için Trabzon’a gittiğimizde öğrencilere sebze yemekleri sunulmuştu. Bizimkilerde sebzeye alışık olmadığı için aç kalmıştı.. Burada ise çocukların hepsi tabaklarındakileri bitirdi.dondurmaya bayıldılar. Turgut Bey’e yemek seçimleri için teşekkür ettiğimde;”çocuklar neyi sever diye düşündük ona göre bir menü hazırladık” dedi. İşte ilgi, alaka budur.
Başka bir güzellikte;
Otelde odalarımıza çıktığımızda yataklarımızın üzerinde birer hediye vardı. Öğrenciler için kırtasiye malzemeleri, öğretmenler için de fular ve kravat. Çok ince bir düşünceydi. Dediğim gibi bu kadarını beklemiyordum. Ama yaklaşımları o kadar sıcaktı ki. Bir an öğretmenlikten istifa edip TNT de çalışmayı bile düşündüm:=)
TNT bu kitap toplama projesini 9 yıldan beri Zeytinburnu ÇYDD şubesi ile ortaklaşa sürdürmekteymiş. bu kitapların toplandığı ve paketlendiği yeri gezme olanağımız oldu.

Bu kitapların konulara göre ayrımını gönüllü olarak TNT çalışanları yapıyormuş. Herkes günde yarım saat burada kitap ayrımında yardımcı oluyormuş. Eğer sizinde evinizde fazla kitaplarınız varsa ve başkalarının da kitaplarınızdan faydalanmasını istiyorsanız en yakın TNT bürosuna başvurun.
Ödül töreni bittikten sonra da İstanbul’u gezmeye başladık. Yanımızda da medyaevi gruptan Selin Hanım, Cem Bey ve Sevda Hanım , TRT çocuk kameramanları vardı. Birlikte boğaz turu yaptık.


Oradan Miniatürk’ü gezmeye gittik. Harikaydı gerçekten.



Akşamda medyaevi çalışanları bizi yalnız bırakmadı ve Sultanahmet’i gezmeye götürdüler. Birlikte meşhur Sultanahmet köftesini yedik. Oradan da gezintimize devam ettik.

2 günün nasıl geçtiğini anlamadık. Dönüşte eminim ki tüm çocuklar bu rüya geziyi baştan sonra hayallerinde canlandırmıştır. Yaşamları 3 gün önceki gibi değildi artık. Hayata farklı bir bakış açısı ile bakıyorlardı. Okumaya daha bir isteklilerdi.
Bu projede görev alan herkesten Allah razı olsun.
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
İstanbul' a Devam
2/7/2009
Büyük gün gelmişti. Sabah erkenden kalkıp hazırlandık. Program için zamanımız vardı bu yüzden bizde Galata Kulesi’ni gezmeye gittik. Şahin çok etkilendi. Hazarfen Ahmet Çelebi’yi anlattı ablası ona. Manzarayı seyrettik.

Daha sonra kanala geçtik. Biraz beklemek zorunda kaldık. Ama bu süre zarfında da bir çek kişi ile tanıştık. Bunlar biri de Fatih Terim idi.
Fatih Terim salona girince Şahin bir an yanımdan ayrılıp, Fatih Terim’e koştu ve elini öptü. Oradaki herkes şaşırdı,Fatih Terim’de ne olduğunu bilemedi. Öptü Şahin’i. O da canlı yayına katılmak için gelmişti.

Fatih Bey’den okulum için futbol topu istedim. Ve 4 gün sonra futbol topu okula geldi. Biz 5-6 tane yollar diye bekliyorduk ama 1 tane gönderdi. Ama en azından sözünü tutmuştu.
Canlı yayın sırası bize geldiğinde büyük bir heyecan duydum. Gerçekten çok heyecanlıydım. Adımı sorsalar anımsayamayacağımı düşünüyordum. Ama konuşmaya başlayınca kelimeler su gibi aktı gitti. Şahin konuşurken ne diyeceğini bilemedi yavrum. Onun için bambaşka bir dünyaydı.




Ablasının onun için ne ifade ettiğini anlattı, ablasının ona aldığı hediyeleri söyledi. Heyecandan kelimeleri seçemiyordu bir türlü. Ama muhteşemdi her şeye rağmen.
Tabi tüm köy bizi izliyordu.. Bunun bilincinde olduğu için sakin olamadı.
Yayından çıkınca bi ohh dedi. Ve telefon trafiği başladı. Bizleri izleyenler tebrik telefonları açtılar.
Beyoğlu’nda gezerken dilim ananas aldık Şahin’e . İlk defa gördü ve yedi .Tadı çok hoşuna gitti. Birçok ilki yaşadı İstanbul’da.


Şafak bizi Emirgan Parkı’na götürdü.

O laleler muhteşem bir hava katmıştı ortama. Görülmesi gereken bir yermiş. Oradaki parklarda oyun oynadı, zıpladı, kaydıraktan kaydı, ip tırmandı,salıncakta sallandı. İlk defa gördüğü oyuncaklara bindi. Çok eğlendi Emirgan Parkı’nda.

İstanbul’a kadar gelince Şafak’ın ailesi ile de tanışmadan olmazdı tabiî ki. 
Sarıyer’e gittik ablasının evine. Yeğenleri, ablası, gelinleri Şahin’i görmeye geldiler. Yeğenleri play staion oynattı. İlk defa oynuyordu. Çok eğlendi çokkk. Şahin’i bağırlarına bastılar. Sanki hep gördükleri biri gibi yaklaştılar ona. Çok sıcak insanlardı.
Eminim ki bu gezi sonrasında hayallerinde değişim olmuştur Şahin’in. Ufku genişledi. Yaşamın sadece Konakpınar Köyü olmadığını gördü. Başarırsa ilerde çok daha farklı bi yaşamı olacağını anladı. Bunun da çalışmaktan geçtiğini kavradı bu yaşında.

Bu güzellikleri yaşatan herkese Allah razı olsun.
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
İstanbul'a yolculuk
1/5/2009
Hava çok sıcaktı. Valizlerim kapıda bekliyordu. Şahin kim bilir nasıl heyecanlıdır diye geçirdim içimden.minibüse bindim ve köye geldiğimde yok kenarında şahin, babası ve abisi beni bekliyorlardı. Vedalaştıktan sonra yola devam ettik. Batman havaalanına geldiğimizde Şahin etrafı incelemekle meşguldü. “öğretmenim burası çok büyükmüş” dedi. “sen birde İstanbul’a vardığımızda Yeşilköy havaalanını gör” dedim. o kadar heyecanlıydı ki…Havanın sıcaklığı, üzerindeki kazağında etkisiyle alnından terler akmaya başlamıştı…
Sonunda uçağımızın hazır olduğuna dair anonsu duyunca ;Şahin” Öğretmenim gidiyoruzzzzz” dedi. Heyecanla ….

Uçağa bindik. Pencere kenarına onu oturttum.
--Öğretmenim uçağın kolları kocamanmış. Yerden daha küçük gözüküyor , dedi.
Uak kalkana kadar heyecanı yüzüne yansıyordu. Yüzünde o şaşkınlık, mutluluk, heyecan çok belli oluyordu. Kemerlerimizi taktık ve uçuşa geçtik.
Hiç unutamayacağım bir şey….
Şahin kalkarken ellerimi tuttu ve ;
--Öğretmenim çok heyecanlıyım,dedi.
Havalandık , havalandık… yer gözükmez oldu, her yer beyaz bulutlarla örtülüydü. Şahin korktu ve “öğretmenim hiç bi yer gözükmüyor, pek pilot önünü görüyor mudur?” demez mi…
Uçuş için pilotların bir rotası olduğunu anlattım. Ama çok güldüm tabiî ki bu tepkisine.
Uçak yolculuğumuz çok güzeldi. Şahin yerinde duramıyordu, gözleri hep pencereden dışarıyı izliyordu. Başka uçakları gördüğünde, pilota gitsem daha hızlı gitsin de o uçağı geçsin diyordu.


İstanbul’a geldiğimizde, denizi görünce çok korktu. Uçağın denize düşmesinden korktu.
Havaalanına indik, uçaktan inince bizi , soğuk ve ıslak bir İstanbul bekliyordu.
Şahin yürümüyor uçuyordu sanki valizlerimizi almaya giderken.
İlk defa görecekti ablası Şafak’ı. Uçaktayken, “öğretmenim ne diyeyim ablamı görünce “ demişti. Ne diyeceğini bilmiyordu, bilemiyordu. 1,5 seneden beri hiç görmediği ama sevgisini ona sonsuz sunan , ona mektuplarla, telefonla ulaşan bir ablası vardı. Ve onu görecekti. Şafak kardeş olarak şahin’i seçmişti. Hep yanındaydı onun. Sadece onun değil bir çok küçük çocuğun. Şafak bu tür sosyal olaylara kendini adamış, paylaşımcı, iyilik perisi gibi bir bayan. Benim vasıtamla dialoga geçtiği Siirt in Şirvan ilçesindeki Elmadalı köyünün öğrencilerine de yardımda bulunmuş biri. Şahin böyle bir ablaya sahip olduğu için çok şanslı.
Birbirlerini gördüklerinde sarıldılar, öpüştüler, kucaklaştılar….
Kardeşini seç(www.kardesinisec.com) sitesinin kurucusu Cengiz Bey de orada elinde kamerası ile bizi çekiyordu. Yanlarında Erzurum’dan gelen Eda, ve 4 yıldır manevi ablası Yeşim de vardı.
Sevinç kucaklaşmalarından sonra otelimize gittik. şahin ilk defa bir otelde kalacaktı. Dönen kapıdan geçerken çok şaşırdı. İlk defa böyle bir kapı görmüştü. Şaşkın şaşkın baktı. Odamızın önüne gelince görevli kapıyı kartı okutarak açtı. Sonrada kapının yanında bir yere koydu. Şahin iyice şaşırdı. Bu kart mı açıyor kapıyı dedi. Otelimiz gayet güzeldi. Milli mücadele başlamadan önce,Atatürk'ün planlar yapmak ve düşünmek
için inzivaya çekildiği Perapalas'a 30 metre,eski Amerikan
Konsolosluğuna ve Beyoğlu öğretmen evine 10 metre,Galata kulesine,100
metre,Beyoğlu ve çicek pasajına parelel sokakta bulunan,Grand Haliç
otel,en eski adı,Bizans- Pera,şimdiki adı Tepebaşı-Beyoğlu olan semte kaldık . 7. kattaydık ve manzara harikaydı.
Beyoğlu’na yemek yemeğe gittik. 
Şahin için pizzacıya gittik. 
onun bayramıydı çünkü. Onun için gelmiştik, şanslıydı…yemekten sonra biraz yürüdük. Bir pastanede çay içelim dedik. Şahin de pasta yesin istedik.
Garson ona pastaları saydı ama bizim ki ben aç değilim, yemesem de olur dedi. Şafak ısrar etti yemesi için ve sen seç dedi. Pastalara bakmaya gitti ama hepsi birbirinden güzel ve albenili idi. 
Hayatında ilk defa bu kadar pasta görüyordu yan yana. Çok zorlandı pastasını seçmekte ama sonunda kararını ahududulu pastada kullandı.
Biraz oturduktan sonra dinlenmek için otele döndük. Günümüz çok yorucu geçmişti.ertesi gün ise çok büyük , önemliydi Şahin için. Haber türk kanalında canlı yayına çıkacaktı Şahin…
Buda daha sonraya kalsın
Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
YENİDEN....
20/4/2009
Dara düşüldüğünde ve yakın bir dostunun omzuna başını koyup dertlerini anlattığında dostunun sana söyleyeceği ilk cümle”merak etme geçecek” olur genelde. ZAMAN der…ZAMAN la her şey düzelir….
Herkesin zaman bıraktığı zor günleri olmuştur. Bende kendimi zamana bırakmıştım. Aslında boşuna kendimi çekmişim blogumdan. Daha doğrusu yazı yazmaktan....Ama ne yapalım oldu bi kere..
Zaman bana neler yaşattı? Her şey harika!! Şu an için bunu söylemek yeter bile.
İş hayatımda gayet iyi. Çocuklarım ellerinizden öperler. 25 tane çocuğum her sabah beni sıralarında bekliyorlar.
Geçen sene Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve TNT’nin kitap kampanyasına kendi okulumuda ekletmiştim. Bu kasım ayında 12 koli kitap geldi. Ve artık okulumda kütüphane var.
Geçen sene Trabzon a GÖNÜL KÖPRÜSÜ projesi için gittiğim Beşirli İMKB ‘deki öğretmenlerle irtibatımı kesmemiştim. Bu sene Ali DURUM öğretmenim okulumuza çok sayıda etkinlik kitapları, testler, ve kırtasiye malzemesi gönderdi.
En çok bizi mutlu eden olaylardan biri de; okulumuzun 2. katı yapıldı. Artık 8 derslik ve kaloriferli bir okul olduk. Okulumuzun fiziki yapısı değiştiği için köyümüze yakın diğer köylerden taşımalı öğrencilerimiz geliyor. Okul nüfusumuz arttı haliyle..
Geçen sene sınıfın sobasını yakarken şimdi kaloriferle ısınan bir sınıfım oldu. Sınıf atlamış gibi olduk bir anda.
Diğer başka güzel bir gelişme de okulumuzun çalışmalarından memnun olan il milli eğitim okulumuza bir fotokopi makinası verdi. Fotokopi makinasının gelişini neredeyse kurdela kesip kutlayacaktık :JJJJJJ
23 Nisan bayramı nerdeyse kapıda. Geçen sene gibi bu sene de bir çok etkinlikler yapacağız. Bende skeçler hazırladım, izcilerimden koro oluşturdum. Ama bu sene 23 Nisanı okulda kutlayamayacağım. Kardeşini seç projesi kapsamında HABER TÜRK kanalının davetlisi olarak 4 gün öğrencim Şahin ile birlikte İstanbul’a gideceğiz. Canlı yayında Şahin, ablası Şafak ve ben bu projenin öğrencilere katkılarını konuşacağız. Bu sene ki çocuk bayramı bana da bayram oldu anlayacağınız.
Şahin için ise apayrı bir güzellik olacak. İlk defa İstanbul’u, denizi, martıları, bambaşka bir dünyayı görecek olan 9 yaşındaki bir çocuğa bayram olacak aslında.
Dönüşte de yaşadıklarımızı anlatırım size….
Yorum (7) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Yürüyüş..
11/12/2008
Yürüdüm , aklımda sadece yürümek eylemi vardı.kaldırımlar kalabalık değildi. hava kararmış, bacalardan kaçak kömürün yaydığı o pis kokuyu soluyarak yürüyordum. Enteresan bi yer burası. Aynı kaldırımı bir dana ile paylaştığım enteresan bir yer. Artık akıllanmış buranın danaları, yolda değil de kaldırımda yürüyorlar. Korna çaldığında kenara çekilecek kadar akıllılar.
Bin bir düşünceyle yürüyordum. Hatta bir ara gözlerimden yaşlar bile geldi. Havanın soğukluğunu unutturdu o gözyaşları…Yanağıma akarken o sıcaklık çok hoşuma gitti. Hatta bi ara sevindim de ağladığıma. Ağlamak mutlu etti o karanlık ve nereye gittiğimin farkında olmadığım sokaklarda. Eve gitmeliydim ama gitmek istemiyordum. Bilmediğim sokak aralarına girdim. Daracık ve her köşede çöp yığını serpiştirilmiş sokak arasının birinde çöplerin hemen yanına oturmuş 4 erkek çocuk vardı. Yaşları da 10-12 civarı. Hepsinin elinde sigara, uzaktan başladın onları izlemeye yanlarına gelene o kadar küçük olabileceklerini düşünmemiştim. Sigarayı bir içişleri vardı ki, imrendirilecek tarzda. Hiç sigara içmemiş olan ben bile imrendim. Sigara dumanını dışarıya verirken büyük bir haz alıyor, yüzlerinde anlatılmaz bir mutluluk vardı.
Bende yanlarına oturup az bi süreliğine de olsa o mutluluğu yaşamak istedim..